Ali Haydar Efendi de zahiri alimdi. Mürşid ya da Müceddid değildi.

Ali Haydar Efendi
"Evimizin numarası dahi sana bildirildiği halde, şu enaniyeti/benliği bir türlü atamadın"
Ali Haydar Efendi de zahiri alimdi. Mürşid ya da Müceddid değildi.

Korkudan tir tir titreyerek 25 koca sene boyunca hiçbir ilim-irşad faaliyetinde bulunmadı. Yakın akrabalarının çocuklarını bile okutmadı. Mahmud Efendi'yi bile Ali Haydar Efendi okutmadı.

Hz. Üstazımız (Süleyman Hilmi Tunahan) döneminde, maddi ve manevi tüm tasarrufunu gözler önüne serdiği halde o günün alimlerinden olan Ali Haydar Efendi (ki o zamanlar istanbul'un meşhur vaizlerindendir ve şimdiki Mahmud efendi'nin de üstadıdır. Kendisini Mürşid ilan etmiştir.) hastalanmış.

Hz. Üstazımız ziyarete gitmişler. Ali Haydar efendi diyor ki;
"Efendim falanca doktor gelecek, beni tedavi edecek, onu bekliyorum."
Hazretimiz "Öyleyse biz gidelim, bize lüzum yok. Mademki senin manevi bir doktora ihtiyacın yok öyleyse bize müsade et" diyor.

"Bize müsade et" der demez hemen yerinden fırlar, eline sarılır üstazımızın, "Aman hoca efendi, bana okumadan gitme" diye hz.mize ısrar eder. O zaman üstazımız şöyle buyurur;

"Ey hocaefendi Bizim adresimiz sana bildirildi. Bizim maddi ve manevi tasarrufumuzun adresi de sana bildirildi. Sokağımız da sana gösterildi. Hatta evimizin numarası dahi sana bildirildiği halde, şu enaniyeti/benliği bir türlü atamadın"

Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) tekrar tekrar Ali Haydar Efendi'yi ikaz etmiş ve "Mürşidlik iddia etme. Kendine rabıta yaptırma. Sen mürşid değilsin" demiştir. Yine bir arada oldukları bir sefer iyice üstüne gitmiş ve sert şekilde son bir kez ikaz etmiştir. Lakin Ali Haydar Efendi "Ben mürşidlik iddiamdan vazgeçsem bizim bu Mahmud vazgeçmez" gibi bir acayip bahane ile, gerçekte manevi bir hüneri, icazeti, tasarrufu olmadığı halde mürşidlik iddia etmeye devam etmiştir.

Bütün bunlara ve daha fazlasına şahit olan Süleyman Efendi'nin damadı merhum Kemal Kacar, pek çok kere yolumuzun hocalarına bu sarsıcı gerçekleri anlatmıştır.