Necip Fazıl Kısakürek

Kumarda kaybedilen hizmet paraları


Toplandıkları yer orasıydı.

Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.)'dan Necip Fazıl'a kadar, dönemin önde gelen ilim adamı, edip, şair, müzisyen, mütefekkir şahsiyetleri Kadıköy'deki bir mefruşat mağazasına uğrarlarmış. Bu mağaza bir anlamda, dönemin Kamalist/Sabetayist din karşıtı tutumundan nefes bile alamaz hale gelmiş müslümanlarının buluşma yeri olmuş.
İşte o dönemde orada genç yaşlarında iken çalışan kişi ile tanıştım. Yıllarca aynı hatim grubunda idik. Ondan çok bilgiler aldım, sonra araştırdım teyit ettim, hep doğru çıktı. Zaten bazen, acaba birebir aynısını anlatacak mı diye, unutmuş gibi yaparak, daha önce anlattığı şeyleri tekrar sordum. Hep ayrıntısına kadar aynı şeyleri anlattı.

Bahsettiğim bu zatın babası ise üstazımızın çok yakınında bulunan, çok güzel halleri görülmüş, fazıl, veli bir zatmış. Bu şahıs babasından da, kendisi görüp şahit olmadığı çok şeyleri dinlemiş. Onlardan da anlattı biraz... Mesela millete çok büyük bir alim ve veli olarak yutturulan Said Okur(Nursi) hakkında bazı sarsıcı bilgileri babasından naklen anlatmıştı. Hz. üstazımız Said Okur'u sokak ortasında, bir mahalle serserisini azarlar gibi son derece kaba bir üslup ile azarlamış ve "Yine söz verdin, yine sözünü tutmadın" demiş. Bunları da teyit ettim, hep doğruydu. Bu zatın babasını da ayrıca araştırdım. Gerçekten Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri ile sık sık bir araya gelme, yakınında bulunma imkanı bulmuş. Bazen hatimlerden sonra özel araç ile evlere dağılırken, bu rahmetli ve muhterem zatı evinin yakınında bırakmayı unuturlarmış da, geçtikten sonra akıllarına gelirmiş. Bir seferinde dönüp arkalarına bakmışlar, aracın arka koltuklarında onu görememişler. Dönüp evine kadar gitmişler ki orada... "Biz seni indirmeyi unuttuk. Neler yaşandığını anlayamadık, telaşa düştük?" demişler. "İndirdiniz ya evladım beni" deyip geçiştirmiş. Böyle çok akıl dışı kerametleri görülmüş, vefatının üzerine onlarca yıl geçtiği halde hiç utunulmamış, ismi yad edilince herkesin şöyle bir duruşunu düzelttiği bir zatmış bu haber kaynağımın babası...

Bir gün bu haber kaynağıma, "şu Necip'in kumarda batırdığı hizmet parası, günümüz parası ile ne kadar eder kıyas edebilir misin?" dedim bir hatimden önce, kendi evinde... Çay ikram etmişti bana ve akranım olan genç arkadaşlarıma. Çaylarımızı içerken durdu düşündü, "Hiç abartısız, Erenköy'de bir köşk alacak kadar büyük paraydı." dedi. "Her şeyden önemli olanı ise, bu yaptıklarından hiç sıkıntı duymazdı, rahatsızlık yaşamazdı" diye ekledi.

Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin, kumarlarda harcanan hizmet paralarından çok rahatsız olduğunu, "Efendim bu Necip Fazıl bu dar zamanda ne yapıyor böyle, bizim içimiz acıyor, lütfen kendisine müdahale edin" diyenlere, aslında neler yaşandığının farkına varsınlar diye "E ne yapalım, kimse yok. Bu köpeğe de parasını verip yazdırıyoruz işte. Keşke bir o kadar daha param olsa, versem de yine bu dava için, yine İslam için yazsa" dediğini de anlatmıştı.

O devirde meydanda İslam adına yazan hemen hemen hiç kimsenin olmadığını, bu yüzden Necip'e gıyabında sık sık "köpek" dese de ona karşı ilm-i siyaset sergileyip parasını verip satın alıp kullandığını anlatmıştı. Necip gibi çok sayıda lüzumsuz kişiyi de parasını vererek satın aldığını ve kullandığını da eklemişti. Cevat Rıfat Atilhan bunlardan bir diğeriydi. Gerçek Cevat Rıfat da sokakta görülse itibar edilmeyecek, selam bile verilmeyecek, memleket meseleleri ile, din meseleleri ile aslında hiç alakadar olmayacak birisiydi. Zaten Necip Fazıl Cevat'a, Cevat Rıfat da Necip Fazıl'a hayatları boyunca "kafirsin" deyip durdular. Bunlarla bir arada hapis yatan Hüseyin Üzmez'e göre isen bunların hiçbiri insan bile değildi.

Bir gün de Necip'in hanımından bahsetti bu zat. O da gelirmiş o mağazaya... "Her telden adam vardı. Üfürükçüsü bile vardı. Bunların bile bir işe yaramasının, ister istemez, doğrudan ya da dolaylı yoldan İslam'a ve memlekete hizmet etmelerinin yoluna bakıldı. Kaht-ı rical yani adam kıtlığı vardı. Necip'in hanımı Necip gibi değildi, dürüst bir kişiliği vardı, samimi ve değer verilecek birisiydi." demişti.